Fotoğraftan İnsana #01

Fotoğraftan İnsana #01

28 Eylül 2026

Solucan Bakışından Başaklara

Köklerimizden uzaklaşma ve geri dönme korkusu üzerine

Geçenlerde vizörümden toprağa, oradan da göğe doğru uzanan başaklara baktım.

Fotoğrafçılıkta buna ‘solucan bakışı’ diyoruz; yani dünyaya en alttan, toprağa en yakın

yerden bakmak.

Fakat o an gördüğüm şey yalnızca farklı bir çekim açısı değildi. Sanki toprak, kendi içinden

çıkardığı başağa bakıyordu. O kareye bu yüzden ‘Toprağın Başağa Bakışı’ adını verdim.

Çünkü başağa aşağıdan bakarken yalnızca bir bitkinin büyümesini değil; insanın doğma,

büyüme, köklerinden uzaklaşma ve sonunda başladığı yere yeniden dönme hikâyesini

görüyordum.

Başak hikâyesine toprağın içinde başlar. Karanlıkta, görünmeden… Sonra filizlenir ve

güneşe doğru uzanır. Geliştikçe toprakla arasındaki mesafe artar. Kökleri hâlâ oradadır ama

başak artık yukarıdadır.

İnsanın hayatı da buna benzemiyor mu? Biz de bizi var eden bir yerden başlarız: bir

aileden, bir coğrafyadan, değerlerden, alışkanlıklardan ve geçmişten. Sonra büyür, öğrenir,

değişir; başka yerlere gider, başka hayatlar kurarız. Ve bütün bunlar olurken başladığımız

noktadan uzaklaşırız.

Bir yerden uzaklaşmakla o yeri geride bırakmak aynı şey midir?

Başak yükseldiğinde toprağından kurtulmuş olmaz. Tam tersine, yükselmesini mümkün

kılan şey hâlâ görünmeyen kökleridir. İnsan ise yükseldikçe bunu zaman zaman unutur.

Hayat bize sürekli yukarıyı gösterir: daha fazla başarı, daha fazla bilgi, daha fazla imkân…

Yükseldikçe bulunduğumuz yeri kendimize ait, geride bıraktığımız yeri ise geçmişte kalmış

sanabiliriz.

Belki insanın yanılgısı, yükseldiği yeri kendisine ait sanarken onu oraya

taşıyan kökleri unutmasıdır.

Ama yükselmenin başka bir sonucu daha vardır. Başak yükseldikçe rüzgâra daha açık hâle

gelir. Boyu uzadıkça kırılma ihtimali de artar.

İnsan için de yükselmek yalnızca daha geniş bir ufuk değildir; kaybetme ihtimalinin

büyümesidir. Bir şeylere sahip oldukça onları kaybetmekten, bir yere geldikçe oradan

düşmekten korkarız. Kendimize yeni bir hayat kurdukça eski hayatımıza dönme düşüncesi

bizi rahatsız edebilir.Çünkü ‘başa dönmek’ sözünün içinde bile bir yenilgi duygusu vardır. Sanki bütün yol boşa

gitmiş, bütün yükseliş anlamsızlaşmış gibi… Oysa doğa aynı şeyi söylemez.

Başak olgunlaştığında artık ilk filizlendiği zamanki gibi dimdik yukarı bakmaz. Taneleri

doldukça ağırlaşır, boynu eğilir ve yüzü yeniden toprağa döner.

Başak en güçsüz olduğu için değil, en olgun olduğu anda eğilir.

Biz ise çoğu zaman eğilmeyi güçsüzlükle, geri dönmeyi başarısızlıkla, başladığımız yere

yaklaşmayı gerilemeyle ilişkilendiririz. Oysa başağın toprağa dönmesi, yolculuğunun boşa

çıktığı anlamına gelmez; tam tersine, o yolculuğun tamamlanmasıdır.

Topraktan çıkmıştır. Yükselmiş, güneşi görmüş, yağmuru ve rüzgârı yaşamış, olgunlaşmıştır.

Sonra yeniden yüzünü toprağa çevirmiştir. Ama toprağa dönen, bir zamanlar oradan çıkan

şeyin aynısı değildir. Artık içinde yeni bir hayatın imkânını taşıyan tohumlar vardır.

Belki insanın köklerine dönüşünü de böyle düşünmek gerekir. Köklerine dönmek geçmişe

sığınmak ya da eski hâline dönmek değildir. Çünkü geri dönen insan, yola çıkan insan

değildir. Arada yaşanmış bir hayat vardır.

Bu nedenle asıl mesele geri dönmek değil, nasıl geri döndüğümüzdür.

İnsanın kökleri yalnızca doğduğu yer değildir. Bizi var eden insanlar, değerler,

yaşanmışlıklar ve belleğimiz de köklerimizin parçasıdır. Bazen onlardan uzaklaşmamız

gerekir; çünkü insan ancak belli bir mesafeden baktığında nereden geldiğini gerçekten

görebilir.

Fakat uzaklaşmakla unutmak arasında fark vardır. Başak gökyüzüne ne kadar yaklaşırsa

yaklaşsın yaşamını hâlâ toprağa borçludur. İnsan da kendisini tamamen yeniden

kurduğunu düşünebilir; ama onu bulunduğu yere taşıyan görünmeyen birçok şey vardır.

Bize öğretilenler, bizi yetiştiren insanlar, yaşadığımız yerler, yaptığımız hatalar,

kaybettiklerimiz… Hatta bazen kaçmak istediğimiz şeyler bile kim olduğumuzu şekillendirir.

Ve sonra ölüm düşüncesi vardır. Topraktan gelir ve sonunda yeniden toprağa döneriz. Belki

toprağa dönüş fikrinden korkmamızın nedeni yalnızca ölüm değildir; kontrolün bizden

çıkmasıdır. Yükselirken yönü biz seçiyormuşuz gibi hissederiz. Dönüş ise hayatın yalnızca

bizim irademizden oluşmadığını hatırlatır.

Başak buna direnmez. Büyür, yükselir, olgunlaşır, eğilir ve döngüsünü tamamlar. İnsanın

farkı, bütün bunların farkında olması ve yaşadıklarına anlam vermek istemesidir.

Hayatta ne kadar yükseldiğimiz mi önemlidir, yoksa yükseldikten sonra bizi

oraya taşıyan toprağa hâlâ bakabiliyor olmamız mı?Fotoğrafı çekerken toprağın seviyesindeydim. Vizör yukarı bakıyordu. Başaklar gökyüzüne

doğru yükseliyordu. Ama onları mümkün kılan şey kadrajın en altında, hatta büyük ölçüde

görünmeyen yerdeydi: toprak.

Belki insan hayatında da bizi ayakta tutan şeylerin çoğu böyledir. Göze görünmez,

başarılarımız kadar dikkat çekmez; ama oradadır.

Bir dahaki sefere bir başak tarlasına baktığınızda belki yalnızca başaklara bakmayın. Bir an

için onların başladığı yere de bakın. Sonra kendinize şunu sorun:

Ben ne kadar yükseldim değil; yükselirken ne kadar uzaklaştım ve

uzaklaştığım şeye bugün nasıl bakıyorum?

Belki köklerimize dönmek her zaman bir düşüş değildir. Bazen başladığımız yere yeniden

bakabilmek, yol boyunca ne kadar değiştiğimizi anlamanın en sahici yollarından biridir.

Yükselmek, köklerimizi geride bırakmak değildir.

                                                                                                                                                 Murat Topay

                                                                                                                                                 Fotoğraf Eğitmeni


Diğer Yazılar