Bazen insan kendini görmek için aynaya ihtiyaç duymaz.
Bir gölün kıyısında durur. Karşısındaki ağaçlara bakar ve sonra gözlerini biraz aşağı indirir. Ağaçlar hâlâ oradadır. Ama suyun üzerinde başka bir dünya başlar. Aynı ağaçlar, aynı gökyüzü, aynı sessizlik… Ve yine de hiçbir şey tam olarak aynı değildir.
Peki ya insan? İnsan nerede başlar, nerede biter?
Başkalarının Gözündeki "Ben" ve Yalnızlıktaki "Öz"
Kendimizi başkalarının gözünde gördüğümüzde başka, yalnız kaldığımızda bambaşka birine dönüşürüz. Bazen toplumun bize biçtiği rolü oynarız, bazen olmak istediğimiz ideal benliği kovalarız, bazen de kimse görmediğinde ortaya çıkan o çıplak gerçeklikle baş başa kalırız.
Hangisi gerçektir?
Belki de hiçbiri. Çünkü insan, tamamlanmış ve donmuş bir heykel değildir. Her yaşadığımız olay, her kayıp, her karşılaşma ve her vazgeçiş içimizde başka bir iz bırakır. Biz sabit bir nesne değil, sürekli akan ve biçim değiştiren bir süreçten ibaretiz.
Yansıma Parçalandığında Ağaç Kaybolur mu?
Tıpkı su gibi…
Su sakindir, üzerindeki görüntüyü olduğu gibi taşır. Ancak hafif bir rüzgâr çıktığında o mükemmel görüntü bir anda bozulur. Ağaçlar parçalanır, gökyüzü dalgalanır, az önce orada duran netlik kaybolur.
Oysa ağaç hâlâ tam olarak olduğu yerdedir.
Hayatımızdaki kırılmalar, krizler ve değişimler bazen bize kendimizi kaybetmişiz gibi hissettirir. "Ben artık eskisi gibi değilim" deriz. Oysa kaybolan bizim özümüz değil, sadece yüzeydeki yansımamızdır.
Belki de zaten eskisi gibi olmamamız gerekiyordur. İnsanın varoluşsal amacı kendisini hep aynı halde korumak, değişime direnmek değildir. Asıl olgunluk; değişirken kendinden neyi saklayacağını, neyi feda edeceğini ve neyi yanında taşıyacağını anlayabilmektir.
İki Dünya Arasındaki İnce Çizgi
Bir göle baktığımızda iki ayrı dünya görürüz:
İkisinin arasında ise yalnızca ince bir su yüzeyi vardır. İnsanın kendi özüyle, algıladığı benliği arasındaki mesafe de bundan daha fazla değildir.
Kendimizi bulmak, fırtınaları durdurmak ya da kilometrelerce uzağa kaçmakla ilgili değil belki de. Kendimizle aramızdaki o ince yüzeyi fark etmek ve sadece biraz susmak yeterlidir.
Bugün kendinize baktığınızda gördüğünüz şey gerçekten siz misiniz, yoksa rüzgârın suda bıraktığı geçici bir dalgalanma mı?
Murat Topay